Pages

Showing posts with label manusal. Show all posts
Showing posts with label manusal. Show all posts

13 August 2012

Bu Adam




Silik bir gölgem var çok silik,
Bu gece Ankara’da Sokak lambaları topuklarımdan yakalıyor gölgeleri,
Oysaki aksak bir yolculuktan yeni döndüm.
Eskiden koynuna düştüğüm anılar ellerimi okşuyor.
Namussuz bir titreme sarıyor bacaklarımı…
Yüz ölçümü hatırlamakta zorlandığım anıların gözlerini kaybettim.
Renk biriktiriyorum.
Beyaz bir kâğıda çizerek Güneş’İ, Ay’ı,

İçten sarmalı bir sigara yakmak üzereyim,
Tiryakisi olduğum dudaklarına.
Adını fısıldadıktan sonra dudaklarına yapışan,
Kısa mesafede kasıklarına enjekte bir aşk fısıldayan,
Uzun mesafede acısını ilk tanıştığı Nijeryalı bir kadından çıkaran,
On beşinde masum bir tazeyle öpüşen,
Kötüye giden üçlü muhabbetlerden hep kaçan,
Praglı bir fahişeye sarılan aynı adamdı…
Bu adam hep aynıydı.
Bazen pis bir kokuydu, bazen de yalnızken aklına gelen ilk kokuydu.
Bu adam dünyayı kurtarmak için kendinden,
Bu adam hayal kurabilmek için insanlardan nefret etti.
Sizler eski anı olurken kokularınızdan bir ısırık alıp,
İç çekti.

Ahlakın kaygan boşluğunda,
Hiç bağırmadan, deformasyon kaygınızdan yüzünüze yansıyan
Suç unsurları gibi bir bir saydım hepinizi.
Kendi mi de.
Aşk densiz bir güzelin dizlerini okşarken de
Acımasız bir terk edilişi saklarken de,
Bütün mantık iplerini kemiren aklımıza benzer.
Bu adam aklının iplerini kemirirken de,
Gitmeden önce son şiiri yazarken de,
Mutlu!

20 October 2011

Hormonalrın Bağımsız Mantığı




Dengesiz ruhlara sıkıştırılmış dar bakışlı bedenlerimiz yüzünden anımız anımıza uymuyor, köpekler kemik severken ten aramak neden, tiryaki bir kayıp kontrol misali.

Az önce yalnızdık ve beraber oynadık, senaryo sefildi, yönetmen kefildi. Bir kaç el sen sonra ben sonra el değiştirdi aşk. Oyuna dâhil olanlar oldu.Dedim sana hakem kızdı, kırmızı kart yiyenler, sarıyı görmezden gelenler, file yırtanlar, top patlatanlar, yüzüme tükürenler, küfür edip yaşam sahama inenler oldu.

Domino taşarlının vajinasını parmaklayan zaman, yeni bir güne gebe kaldığı şu saatlerde dilimin kavuğuna gizlenen cümlelerimi kusmadan uykuyla sevişmeyeceğim. Uykusuzluktan kırmızı beyaz olan göz aklarımı bu gün görenler  “şehitler ölmez vatan bölünmez” diye slogan atsala da şehitler ölüyor efendim!


Benden uzaklaşmadan alttan yaklaşacaksın kendi içine, her şeyin üstesinde gelen misyoner milyoner pozisyonu aldığında. Orada bir yerde olmalı anlam benim gibi, benden çıkma, benden çakma gerçek bir anlam. Kaybolduğun alanın esrik haritasına bakarken tıpkı işaret parmaklı ellerine çomak sokulan bir dişi gibi çığlık atmalısın.

-İşaret mi dedin? Bana bak ama gözlerini dâhil etme bu işe.


Sekiz iplikli, sekiz dikişli, sekiz kişiye seksek seyrettiren, sekiz yaşında, sefil bir kukla olamaz kuklalar sayı sayamaz. Zaten cümlede oldukça zorlama oldu. Şimdi gidiyorum yolda değilim ama bir gün mutlaka bir yolum olacak! Kalabalığa tenha bulaştırırken adım yalan, yaşım sonlu, gülüşüm bıyıklı, sadece ben olarak gideceğim. Sen kaç kişi bekleyeceksin beni, senli bir ömür dilerim sana ukalaca!

Her boka karışan

-Sayın yönetmen çok taşaklı oldu bu ayrılık.

-Sen de kimsin ?

Ben sana karışanım burada enli endamlı, uygun zamanlıyımdır. Bir poşet ceviz, bir tencere dolusu yemek, ara ara bir kasa bira… Ha bir de turuncu diye havuç severdim. Annem gözlerin iyi gelecek diye yedirdi küçükken,  gelmedi! Sırf gördüğüm için her ihanetin perdesi açılıyor. Kör ol dünya, kör ol Dünya. Tekrarlanmaktan bıktım. Bence koltuk altlarında kokuşturduğu birkaç hikâyeyi mutfak da bırakmalı, birazını yedirsin seyirciye.


Günler böyle geçerken uyku yolumda durdurup öptü beni tanrı.

Görüşürüz diye fısıldadı…

Hiç görüşmedik sonra bir daha.

Rol icabı diye gülümsedi yönetmen

 Yine de çarpılmaktan kurtulamadı renkli uçurtmalar

Ben de sevdim, ben de çarpıldım.

Mutluluk hurafe ise mutsuzlukta batıl inanç

Bir gün kalabalıktan boğulurken yanımda kimse olmayacak.

Olsun!




14 October 2011

Ne olabilirdir Ne Vardır?


Önsüz önsöz

Vurmaya başlarsam arkandan bağışla beni,
Bağışlayan ol, esirgeyen ol!
Uykun mu gelmiş, uykun mu varmış?
Huzur evi falan istersin şimdi,
Huzurdan bir evi kim istemez ki?
Hayatta bulamazsın… Ölünce belki!

En kuru dudaklarımla öptüm gözlerinden…
Pamuk prensesten daha masum,
Yedi cücelerden daha kısa,
Kısacık öptüm…
Dilerim uyku yolun açık olsun.
Uyanırsan balkabağı olacaksın, uyanmaz isen kurbağa.  

Sanıyorum kısaca iyi uykular demek istiyorum, anladığını ve içtenlikle kucakladığını bilmek isterim. Üstünü örtüyorum… Bu durumda açıkta kalan da benim yaralarım oluyor.

İş baştandüştü
Bulamazsam anlatacak bir şeyler, kendimi anlatırım
-Nasıl yani?
Şaşkınım. Allah rüyalarını kabul etsin ki şaşkınım. İyi uyurken güzel dualar göreyim inşallah. Ezginin günlüğünü açar,  Umay umay dinlerim bazen evet öyle kendimi kaptırmışlığımda yoktur hani. Çok dinlerim, söz dinlemem lakin… Kız arkadaşımı severim onların sevdiği bütün kedileri de severim ama hiç birine hayatımı adamam. Sorumsuz, sevimli ve kesinlikle teşekkür etmeyi seven biriyim.Markalara takılmam,yat diyen ve yat hediye eden olursa hayır demem.Ucuz birayı, ucuz kadınları, ucuz sohbetleri sevmem. Rica etme yöntemine binaen öpeceğim müsaadenle.

Tanıtım amaçlıdır!
İdare etmeyi sevmem ama hep idare ederim. Neden olmasınılı cümleler kurar, olmayınca bir sürü bahane toplar, topladığım çalakalem bahanelerden köprüler yapar insanların geçmesini beklerim. Olabilirim, lafı hep iddialı gelmiştir bana yinede hümanist olabilirim. Şaman olsam fena olmaz totemler falan diker oturur izlerdim ama pagan olsam çekilmez olurum. Çölü merak etsem de hiç gitmek istemedim çöl işte. En sevdiğim bilmem kaçıncı bitkidir kaktüs, sıralama yapamam yapsam da sadık kalmam. Hayatı dolu dolu yaşamayı severim. Boş komutanın kafa er’iyim. Silah!
Deliyim, ev de bekleme konumunda aküyü koruyorum. Çok sık dışarı çıkmam, pek sık uyanmam ömrümde horladığımı duymadım daha. Saçlarım ipek olmadığından ipek yolu gibi açıldı. Uyursam öl benimle demem kimseye yaşarsam ol benimle demediğim gibi. Uzatmak istemezdim… Sen mecbur ettin hem ellerim ufak ve güzeldir. Şebnem Ferah rockcıdır. Sevål komiktir. Cansu yoldadır.
Drın drın drın…  

Ve ben… Bir kentin meme seven son şairiyim. Bu yüzden yakıyorlar cümlelerimi bu yüzden vazgeçtim boyumun uzamasından. Ellerinde olmayan gövdemin ağırlını taşırken küfür etme bana.

Bitirelim.
Bazı bazı aşkla kaygılı başlar satırlar.
Aş az olunca tabi,
Baş başlıyor dırdıra hani…
Lakin biliriz ki kaygı dediğimizde yaşta değil başta oluyor.
Azıcık aşım kaygısız başım olaydı, diyemem, diyemedim!
Hani kaygısız başsız böyle böyle manalı oluyor.
Derken sabah ezanına saklanmış besili bir dua çıkagelir
Yaklaşan silueti izlerken bir sigara yakarım
 Ne bırakacağım a..g
Henüz başlamadım bile…

07 October 2011

Bu İncecik Bir Veda Havasıdır.

Evet, yağış başladı yukardan ta en yukardan, Önce ince ince idi sonra sesleri ile gürlediler, sonra kalın ve sık olmaya başladılar. Daha sonra yeryüzünde biriktiler aktılar, birlik olup. Sırıl sıklam olduk birbirimize sen sırıldın ben sıklam. Birlikte sırıl sıklam olduk. Asimetrik şarkıları sevdiğim bir zaman aralığından aralanıp, sonbaharın eteğinin rengini anımsatan dekoltesinden, dünyayı röntgenliyorum. Birkaç öpücükte kursağımda kalan kuruntudan bağımsız bir ses tonuyla dudakların bana bir şeyler anlatıyor sanki. Kulaklarıma yerleştirdiğim her bir fısıltıdan, bir öykü çıkar yazacak olsam. Lakin bunu yapmak yerine metaforların kelepire çaldığı bir hikâyenin eteğini sıyırıp zamanın tıraş edilmiş bacaklarından aşağı kayıyorum bir süre. Nereden başlanması gerekir diye düşünürken çoktan başladığı geliyor aklıma. Ben aşağı düşerken bütün günahlarımı not eden melek şehvetle boşaldı diye not ediyor vücut dilinde. Hikâyenin bu kısmına okyanus ortasında kalmış bir adayı anımsatan siyah göz bebeklerine bakarak devam ediyorum. Yaşadığın hazlı dehşetin izlerini taşıyan kirpiklerinden döktüğün isyana katılıyorum bir süre. Öfkenin nemli dokusu içimde ki koca çınarın yakasından yapışıp eliyle ömrümü geriye itiyor bense ileriye.

 Sonra ses bitiyor...

Yalnızlık bitiyor…

 

Esrik kokulu bir tapınağın dik duvarlarını işeyen şefkat, hızından kırılıp, bir meyhane kokusuna hapsedip sık sık beceriyor geceyi. Gündüz fısıldıyor tadını çıkarırcasına

-Becerebilmek güzeldir! Diye.

Biraz daha içip sarhoşluğumuza tapınıyoruz. Yarı baygın bir halde memelerinin adını değiştirip, uçarını siyaha boyuyoruz, serseri sarhoşlar gibi nefretin rahmine el ele dolanırken asık suratımdan öpmeye başlayarak benimle seviştin ve gece inleyerek tekrar boşaldı gündüzü düşünerek. Sonra uzaklaşmıştık içimizden ve ikimizden
sonra;

 

Sefil bir aşkın asil konuğu!

Kendini terk ederek uzaklaşmıştı

Sonralardan ve öncelerden…

Yine becermişti yalnız kalan piç,

Yalnız kalmayı,

Sonra gündüz fısıldadı tadını çıkarırcasına;

-Becerebilmek güzeldir! Diye.

Kısacası leş gibiyiz aslında. Katma değerli katma değersiz, değerli ya da değersiz, değerse değerli, değmezse değersiz saçma yargılarımız yüzünden yaşam hanemize her gün yok yazılıyoruz.  Her şekilde o leş iklim üzerimize yapışıp kalıyor ve gökyüzünden sağanak bir cinayet yağarken, susmayı öğrenip işaret diliyle küfrediyoruz günahlarımızı yazan meleğe.