Pages

Showing posts with label Sadece Bir. Show all posts
Showing posts with label Sadece Bir. Show all posts

01 April 2012

Fütursuzca



Libyalı bir askere dönüşüp,
Praglı bir fahişeye sarılan, aynı adamdı.
Bu adam aynıydı!
Kokuydu.

Kendini…
Bu adam hayal kurabilmek adına,
Bu adam hayal kurabilmem için,
Korkularından ısırıp dişlerini acıttı.

Ya da bu kadın…
İç çekerek ahlakın kaygan boşluklarında
Deformasyon kaygısına bir çalım attı,
Yüzüne asılan suç unsurlarını gibi
Saydım, bir bir hepimizi kendimden.

O kadın!
Ya da o adam gibi
Aşk densiz bir ihtiyarın dizlerini okşarken de
Taze bir kadını koklarken de zevk alır.

Aksak bir aşk yolculuğuna çıkmadan
Gün dönümünü hesaplamalı insan
Alışkanlığın hacmi ne kadar?
Cismine yapışıp okşamaya başlamadan

Bana verilen bir yaşamdan başlayıp,
Sana rastlayan bu yaşamla
Bir dünyanın kapılarını aralayarak,
Kutsal naneler başlığı altında geçiştirdik her şeyi.
Utangaç memelerin meyve verirken bahara
Aklımın taze yerlerini sıkıştırıyordu.
Ellerini okşadım, titriyordu…
Son gününü yaşamak için kozasından çıkan
Bir kelebek kadar ıslak ve aceleciydi.
Beklemedi uçtu…

05 May 2011

Buruk Kevaşe


Soyunurken gökkuşağı bulutların üstünden
Kıvrımlarını dikizliyordum renklerinin.
Akıl dekoltelerim sıradanlaşırken,
Yaşlanan bütün tanrıları tekzip edip
Sana ibadet etmeye karar verdim…


İğrenirken birazıyla,
İncelirken dudaklarında,
Hayata boşalmak gibi günahlarım oldu,
Kuru sıkı çarmıhlara gerdim kendimi,
Çok estetik bulanalar oldu bu hareketimi…

Yaprak yaprak,
Dilenirken sonbahara.
Şiire bulanmak...
Biraz ağrılı omurgamızdan
Daha dik durabilmeyi ilkbahardan öğrendik.
Toprağa eğilerek değil.


Sürüsüne bereket getiren bir çobandım
Bir imla hatası gibi soyunurken sen,
Eksilen buruk kevaşe.
Sil, dudak kenarından
Sarkan kirli çocukların minicik ellerini.
Yuvarlak bir tabut biçtim yüzüne
Gözlerin dışarı da kaldı...
Biz sevişirken.

30 December 2010

Gittin!


Ufaklık cesur ol
Varsayılmış bir zaman da alçaklığı anlatılan her masala
Sığdırmaya kıyamadığın aşkını
Toprak olmaya çalışan bir elbise parçasına saklanmış dokunuşlarla
Sunsan da olmuyor bazen
Bazen de sık sık olmuyor…

Gözlerime bakmanı istiyorum bu gece
Sesimden gayrisine kapa kulaklarını.
Dudaklarımdan alacağın her heceyi,



Gidersen…
Bu bir cenaze olur gidenin ardında
Aklıma girmeye çalışanları korkutmaktan başka,
Sana dokunduğum bütün kirli reyonumla vedalaşıp
Kendi yalnız kilisemde dua avlayacağım.
Bir fırsata daha yem olabilmek için.
Koynuma dişlek bir papaz daha sokabilmek için
Ve kimselerin ziyaretime gelmemesi için
Kalmalısın!


Gittin…
Ayaklarını etrafımda sürüyerek uzaklaştın
Topal bir yusufcuk gibi sonra uçar oldun…
Üstelik baş harfini unutmuşsun kulağımda, tanrının.
Ne vakit seni ansa yüreğim kulağımda o sarkıllar yankılanıyor.
Gaybana geceler sardı etrafımı
Sabrım kalmadı, biraz söylüyorum ya da dinliyorum
Seni barındıran her şey bana yavaş ve gözü yaşlı bir son hazırlıyor.
Ve her şarkı bitiyor dudaklarımda ya da kulaklarımda…
Kanatıyorum arkandan…
Kırık dökük bir şarkısın dilimden aşşağı, söylemesi zor.
Kapadım dünyayı, gözlerime.
Ama konumuz bu değil...

Hız kazanırken içimdeki ritmik bakışlarıyla şehvet
Boğazıma düğümlüyorum gevşek notalarla…
 Erkekler ağlamaz diyorum
Uykuya teslim olan gözlerimi jiletliyorum.
Uyursam bitecek diye
Ama konumuz bu da değil.

Esirgemeden ellerimde ovuşturduğum
Kendi bencil acılarımdan pay biçip bacak aranda
Gökyüzünden payıma düşen maviliğe kucak açıyorum.
Bildiğim tüm kelimeleri içimden geçirip
Bana seni hatırlatanları zorla esir alıp
Sonra acımasızca ölülerini
Yüzümdeki hiyerogliflere sığdırmaya çalışıyorum.
Evet, kafiye olsun diye.
Sonradan gelenler yüzümdeki kalıntılarını tanıyabilsin diye.


Ayakkabın,
Elbisen,
Pantolonun,
Kokun, olmadan da varsın  
En küçük benim dünyam diyorum
Böyle olsun istiyorum…
Gökyüzü kapalı bu mevsim Ankara da…
Ama yinede yazabiliyorum bunları sana cesurca
Tanrıdan gizlemeye çalıştığım kalbimin kapakçıklarında,
Zamanı belli olmayan eski bir hikâye alçaklığında…
Anılarını doyuruyorum, bitmeyen açlığımla.


Artık olduk.
Nefesimiz aynı olsa da
Farklı dünyalarda farklı bedenlere yansıtıyoruz yalnızlıklarımızı.
Adice kullanırken kelimeleri ben
Söylemek için yelken açtığım her şey
Aslında yoktur.


Yoktun;
Kucağımda ardın sıra doğan
Bütün bebeklerin kan ağlıyordu…
Ağlama sesleri seni anımsatıyordu bana
Oysa bir gülüşün üstüne kurmuştum küçük dünyamı.
Hayat olmadığı iddaa edilen
Kopuk, özgür ve bana ait!


Söyleyecek çok şey vardı…
Hepsini son kadehimde bitirdim
Bir sigarayla üflüyorum şimdi
Az biraz önce,
Bitmez tükenmez derken bitti…




01 July 2010

Kafam seni çoktan buldu



Aklıma bir kalem değdi gölgende demlenirken
Kesiksiz bir kanama damlattın dilime
Dile gelmek ne de zormuş
Kaymakta olan aklımı bir tutam tükürükle
Tutundum kadehe…
Çok değil az önce ruhum şeffaftı
Sonra gölgen çöktü üstüme…

Kâğıtta dişi izlerin keskin
Bu gece ne de kahpesin!
Yere atılan bir izmarit kadar adi
İçinden geçen duman kadar kutsalsın
İki diyorum, biri unuturken anılarında beni
İştahlım üç yetmez diye bir kadeh daha fısıldıyor…


Kapattım, evet sandık kapandı
Dolu denilemeyecek kadar boş
Huzur vermeyecek kadar dolu…
Paylaşamayacak kadar bencilim!
Kapattım…

Bazen bir yüksün dilimin ucunda, tutamadığım
Henüz içmeden, aklımda sızan sevdan
Biraz kahpe bu gece kabul et.


Hafifliği çok ta farklı hayal etmiştim
Ayaklarım yere basarken.
Beni öptüğünde büründüğün suretten…
Bir bakış çalıyorum…
Müsaade et sızıyorum kafam seni çoktan buldu!



28 June 2010

Hey dili sivri genç memeli tanrı


Tedrici, tahsilât kısmında düşüşler de yaşadım çıkışlarda…
Dedim ki benliğim müsait bir anında yardımcı ol
O ise haklarımı okudu bana, pardon diyerek
Ne de bencilmişsin dedim aynaya bakarken.

Kanatlarımın altında sessiz bir dil barındırmak istiyorum
Gökyüzü yere inerken damla damla çığırmak için…
En azından yağmurlar beklenilesi geliyor bana
Geceleri bir gündüzleri bir…
Tek yönlü bir gidişe fukara bir bekleyiş
Bir tren garından trenden başka neler beklenebilir ki
Tutunsam hayallerine eski bir vagondan…
Lakin ukala bünyemin pimi çekilmiş
Obur doymazlıklarım, obur açlıklarım
Yerim dar sofram geniş…


Parmağımı gırtlak sanatının birkaç santim ötesine kadar soksam da
Sesimi duyduğundan şüpheliyim
Şüphelerim kadar öpseydin dudaklarımdan
Sevgili kadın, atardım benliğimi koynuna…

Kâğıda yansıyan hikâyelerin hazin boynu uzadıkça
Ayaklarını törpüledik gidişlerimizin…
Kala kaldık öylece ayrı gayrı beklerken birilerini.
Ne anlatmaya çalıştığımı geçelim
Centilmen bir cümleyle dans etsin kafanızda canlananlar
Evet, kabukluyum ama içim yumuşak…

Eksik bir paragraftan sana başlıyorum
Parmaklarım senli cümlelerin bir parçası haline çoktan geldi
Cümleler ise parmaklıklarım…
Hey dili sivri genç memeli tanrı
İkinci el bir kemandan hayata tutunan ellerim
Senli parçaların içine sineli çok oluyor…





07 April 2010

Ağlatalım Çocukları

Öylesine seçip bir deliyi,
İşaret parmağını saklayarak üstelik
İşte orada demeden, öylesine seçerek,
Konuşmak, sebepsiz yere sevmek
Sonra gülmek, sonra unutmak hafızalarda.
Şiir desen değil şair desen
Daha neler…
Bu dünya kaldırmaz ağırlığımızı
Başka bir gezegene binelim.
Bir yere gitmeye değil orada kalmaya.
Sevgili sivilce, patlat kulağıma bir kafiye.
İrinsin sen.
Öyle misin?
Sevmiyorlar seni
Öyle mi?
Öylesine seçtiğim.
Hayatı kulaklarına küpe yaptım.
Ki delirsin dünya! Düşün
Düşün kucağında kıvranırken altı yaş hikâyeleri.
Terbiyesiz bir dededen, eskiden böyle değildi dediği,
Üstü telaş kokan hikâyelerden kalanlar senin olsun.
İşaret parmaklarımız saklı.
İşte delirdi demeden delirsin dünya.
Delirsin çocuklar mesela…
Karikatür sayfalarındaki zonalı kasaba ve sakinleri
Delirdi bebekler, ne diyorduk?
Bu hikâye altın portakala aday olamaz
Altın portakallar yenmez üstelik
Ağlatalım o zaman çocukları açlıktan.
Neşeli misin? Al o zaman.
Bir dil bir insan
İnsan dediğin ne ki…
Bir insan hiç bir şey nasıl olurdu?
Yanlış bir önerme elbette.
Çok insan olmalıyız
Yo bunu önerme, fazla cesurca.
Sus bazen, al bir piyano çık savaşın ortasına
Vuralım mı savaşanları notalarınla
Nerelerinden.
Atmayalım mı bombaları,
Öldürmeyelim mi,
Deliren bebekleri ve babalarını?
Ve komedi bu
Sıfır derece tahrik olma durumu görece
İnan bana.
Yataklar taşımıyor orgazmlarınızı
Aşksız sadece bir leke spermleriniz.
Bir kadın bir para ederse;
Paralarsa kendini hani aşk diye
Bir adam bir adamı döverse;
Hani aşk için sadece.
Bir bebek kundağını delerse
Ve hayat dediğin… Kürtaj olabiliyorsa
Beş para eder mi bunları toplasan
Kaç paralık pazarda
Öldürelim mi savaşı?
Sen, evet şu savaşan şarlatan
Kasık taraflarım ağrıyor…
Taraf olmak ağrılıymış öle söylüyorlar.
Orta yolu bulan orta şekerli bir fal gibi o adam
Şaka bir yandan telve bir diğer yandan.
Birde patlamamış sivilceleriyle ergen bir dünya.
Bıyıklarına buz takmış kirpiklerinde güneşin kanıyor
Vampirlere gün doğdu
Gün doğdu hep uyandık siperlere dayandık
Gün doğmadı... Faşist!
Sağır ihtiyarların bastonları iz bırakıyor
Ucu takip kapısında bir tabela... Kırık
Buradan çıkış yok… Diyor
Büyümüşte asker olmuş kör olası.
Islıkta çalıyor artık nöbette
Kuzum, kıyamam…
Demeden eşkâli verilmiş bir gelecekte koşarken
Vuruluyor, hayalleri yetim kalıyor.
Aç bir düşman bebeğinin kollarında delikler.
Doğuştan düşman doğuyorsa…
Vur dediler lan it.
Çarp sağa sola·sonra sola sonra sola·emir ulan bu sual olur mu?
Kekler,
keklenenler…
Üstelik yeşil biraz kalmışken doğada…
Piknik sepetlerimizden kelle çıkarır
Sırata karşı piknik yaparız.
Paçalarımıza zil takarız gariban oyunlarda
Çilek kokulu kadına indirimli vizite ve papatya demeti.
Oh! Ne ala ne ela gözleri bunun.
Ama yemelik ımm…
Cennete gidiş-geliş.
Cehennemde akşam yemeği
Ten kenarı bir arsa parsellenmiş tanrıdan torpilli.
Anlamaya başladığını sanıyorsun değil mi?
Bilsen ağlatırdın çocukları bana sormadan.
İnan bana.
Hiçbir anlamı yok kurulan cümlelerin.
Kurulan cümleleri okumanın da.
Ne anlatıyorduk…
Çocuklar delirmişti üstelik dünya delirmeden.
Ne diyeyim şimdi sana.
Biri mi ağlıyor.
Nerede?
Bu hıçkırık sesi nede süslü bir yalan.

04 March 2010

Önce Birdik

1.
Önce birdik ve dili dilimde birdi.
Gözlerinin önünde parçalara ayrılana kadar bildiği her şey.
Çatlak sesinden fışkıran iyi niyetler,
Kucaklara sığmayan çekingenlikler,
Aç duygular ve dağınıklıklar,
Ve tanrıya ulaşana kadar boşluğa dönüşen sözler.
Birdi…

2.
Yerli dizilerden öğrendiği pozisyonlar kotaramayınca yaşamı,
Diz çöktü omuzları uçuruma
Ama mütevazı gülüşü dudaklarında yansıyordu.
Atladı tüm kahramanları bir bir.
Hepsi gidiyordu yaşamından.
Çürümenin bile bir estetiği olmalı derken
Sınır dışı edilen yaralı bir dil.
Bahsetmedik bile…
3.
Çapaklanan sabahlarında bir ağırlık, bir inat gün ışığına
Perde aralarında yağan yağmur
Ve sonra sırılsıklam bir düşün, güneş özlemi.
Uyanış ne acı ki yalnızlığı anlamanı sağlıyor.
Anladıkların ise dilimin ucunda köreliyor.
Söyleyemediklerim değişmiyor,
Kumdan kumandanın tuşları eksik
Seni çekmiyor hiç bir kanal.
Çekilmiyorsun…
Uyutmuyorsun;
Ve sık sık anlıyorum yalnızlığımı…
0.
Tecridin görünmez duvarlarına yenik düşmeseydik
sarılacaktık oracıkta.
4.
Kendi aklının önünde oturmuş kaval çalarken geleceğine,
Ninni oldun aklımdakilere
Kim bilir kaç çocuğu uyuttun
Eşlik ettim beşik gibi sallarken zavallı dünyanı
Ninni bulaştırdım kulaklarıma.
Sonra uyudum
Üstelik içmeye yeni başlamıştım.
0.
Kâbuslarından cımbızla dinginlik çeken nesil
Sizi güzellik kurtaracak silikon değil, dokundum baktım.
5.

Azımsanamayacak bir ses tonunda.
Sahne birdi,
Önce birdik,
Dili dilimde dişi,
Dilim memelerinde çocuk
İzlerim evecendi.
Kapaklanmak üzere dizlerimde yorgun bir adam.
Anlıyordu…
Dilimiz, dilim dilim…
6.
Sonra dualar aşırı doz ardında.
Ve meşgule çalan dudakların benden uzakta
Konvülsiyon belki
Biraz ilaç ve belki biraz iç sıkıntısı.
Komediye dönüşüyoruz…
Bu yüzden gözyaşları özgürlük istiyor;
Gel derken,
Kal derken,
Git derken en çok.
Tedavisi kaçak bir hastalık,
Barındırmıyoruz artık!
Hey reçetesi yırtılan insan,
Sözde karantinaya alındın
Benliğinden içeri sızan zehir bu kez çok kuvvetli…
0…
Aşklar aşırı dozda dengesiz
Ayrılıklar aşırı dozda yalnız.
Çıkarılan tırnaklar etsiz.
Tıslayan sesler anlamsız.
Kavga sonrası uzatılan eller çok uzun,
Egolarımız doyumuz,
Sık sık salgıladığımız hormonlar
Aşırı…
7…
Savaşsa devam ediyor.
TV kanalları hala açık
Açık açık…
Evler yıkılıyor
Sokak köpekleri tedirgin
Ve insanlar sokaksız kalmaya gidiyor.
En sevdiğin haber spikeri yıllık izinde,
Haberler de sevimsiz artık,
Gösteri devam ediyor
Ve tüm bunlar olurken;
Annenden emdiğin süt meleklerin burnundan geliyor diye
Burun farkıyla kaçırıyorsun cenneti.
Çok geçmeden seni, tanrı affediyor sonsuza kadar.
Artık hiç bir şey çok geçmeyecek bu sonsuzlukta!
İsterdim ki tanrının yeri olmasın bu hikâyede.
0…
Bir hikâye.
Umuttan bahsetmek üzere…
Harekete geçen parmaklar ta en başında kısa geldi
Bir umudum vardı.
Uzayan modern çağ masalları gibi...
Baştan aşağı gereksiz, baştan aşağı çakma.
Yazılmış çizilmiş ve belki çoktan silinmiş,
Silindir bir hikâye.
8…
El ele bir dönüyorduk
Katiyen gidemediğimiz o yerden
Döndüğümüzde birdik
Birdik
Ve birden türedi hepsi.
0…
Boyu hafızam kadar, soyu sopu belirsiz bir an.
Tanrı yok dedim.
Zamanı dilimle ben üfledikten sonra.
9…
Açığa çıktın düşlerimde…
Çam ağaçlarının kokusunu,
Zeytin ağaçlarının kokusunu,
Kendi kokunu,
Köpeklerin ve balıkların kokusunu,
Barışın, sevişmenin, sadakatin ve vicdanın kokusunu…
Bilinçaltının buz gibi odalarına hapis ettiğin dünyanın,
Ekranın kırıldı sonunda.
Ve
Kanata kanata sözünü kesti.
0…
Sıfır noktamızda verilen mesajların üzerini kırmızı çizgilerle çizerek
Hapishaneleri kaldırmış mı olduk akıl defterlerimizden.
Özgürlük dediysek dudaklarımız birdi
Parmaklıkları anlamadık biz,
Resimleri ve kokuları da...
Ekran karardı fakat gece olmadı
Biz olamadık daha
Dur hemen çıkarma
10…
Birdik ve artık yanımızda sıfır var
Kabul ediyorum iyi içiyorsun
Damarlarında dolaşırken ben
Neden?

23 February 2010

Susacakalrım Var Benimde


Karşılaşma anımız çokta hazinli olmuyor.
Yıllardır kafamda tasarladığım hiçbir şeye benzemiyor.
Ağlamıyorum örneğin hüngür hüngür!
Tam karşımda sevgime tecavüz eden kadın var.
Nede basit söylüyorum…
Onunla yüzleşme anını ne kadar abarttığımı anlıyorum.
Bir süre durup yüzüne bakıyorum.
Konuşmak istiyor belli ama bu isteğini engelleyecek kadar!
İçten bakıyorum ona.
Anlıyor musun?
Gülüyorum eskisi gibi değil.
Biraz değişmiş yıllar eklenmiş gülüşüme.
Arkamı dönüyorum…
Geride cayır cayır kendiyle kıvranan kadını, kendiliğiyle bırakarak.
Ne demişti falcı kadın yol var, gidiyor…
Kahve falları yalan söylemez…
Yol var daha…
Daha…
İlk yaşam belirtisi gibi konuşmaya başlasam
Dudaklarımdan vicdan sıçrayıp aklıma damlayacak…
Dilimin ucundaki anıları yutkunurken gözlerim yaşarıyor.
Sus lütfen… Bakıyorum… Sus demek için…
Susacaklarım var benimde!
Yüzüne susup, ıslak kulağından öpüyorum sessizce.
Arkamı dönüyorum…
Tek kelime söylemeden…
Susarak…
Her gece kâbuslar gördüğüm bir fanusu parçalarcasına…
Hiç bağıramadığım boşluğumu yırtarcasına dönüyorum.
Tüm zamana arkamı dönmek gibi.
Omzumdan bir avuca sığacak kadar yükü alıp birazda onun omzuna koyarcasına…
Biraz geceleri kâbuslarla süsleyerek,
O zamana ait çığlıkları hiç olmaması gereken bir yerde onun kulaklarına tıkarcasına…
Bak…
Sadece arkamı dönüyorum…
Yüzümü unutmanı istemiyorum…
Arkamı dönüyorum sadece…
Yıllardır ilk kez yalnızım.
Kendimle baş başa…
Bunu anlayabilir misiniz?
Sadece benim gördüğüm bir hayaletle değil…
Kendimleyim!
Tüm bildiğim gerçeği ona bırakarak gidiyorum…
Onun sayesinde büyüyen bir adamın gölgesini unutmaması için, susarak…
Kalbim şimdi benim bir parçam biri nereme kadar bakabilir ki?
Her bakışı kırılır içine işlerken
En dibine geldiğinde yok olur…
Her bakış incinir biraz taşa dönen kalplerimize çarptığında…
O yüzden aksaktır aksanımız…
Konuşarak bile anlatamayız o yüzden.
Arkamı dönüyorum sadece…
Sokağın başında bana gelecek kişiyi beklemeye.
Ona doğum günü hediyesi olarak bir şiir yazdım.
Benden özel bir şeyler beklediğine eminim…
Kendimi kırmak istediğimden eminim.
Sıkıcı bir salı günü seveceğim kadını bekliyorum elimde buruşmuş bir kâğıt.
Bir türlü bitiremediğim üç noktalı cümleler kuruyorum…
Bir kadından bir kadına aşk sıçratıyorum zehir gibi…
Bir orta yaş tutkusu kalem kederi ediniyorum.
Dönüş yolunda… Keskin dönemeçli uçları az kahve
Haşmetli bacaklarından bakarken nadide hayata
Fena otuz altılık dul…
Geçtimi yatak sallanır sonra
Sıvılar kokar ömür içerir bozulmadan
Kaç gebe erkek ardında…
Az sonra karanlığa açılan kapıda
Kirpik perdeli gözlerinde bir elveda yağmuru…
Artık gündüzleri düzdürüyor kendini
Gece odlumu tek kişilik sallanan bir vapurda ağlıyor orospu.
Meğer evi bebek kokusu…
Yattığı yerleri gezerken dudaklarını okşuyor
Aldığı hayatların zevkleri ısırgan
Vakit geldimi azıyor bilmediği yok
Oysa her yeri anne sütü…
Bir salı günü kırılmış eski bir sayfadan sızıyorum
Elveda yüzümü sakın unutma!

24 January 2010

Ben Büyüdüm

Evet ben büyüdüm;

Ayrıca tek şehirlerarası yolculuğum değil artık bu tatiller.
Çok önemli oldu artık; sanki yolculuğun tadı çıkmaz gibi müziksiz.
Kafamda hep bir şeyler var yolculuk yaparken düşünecek.
Bazen zaman geçmek bilmiyor.
Artık balık tutmak da gelmiyor içimden.
Ellerim büyüdü çünkü kolay artık o balıkları tuzağa düşürmek…
Yine kendi kendime müzik,
Yine cam kenarına oturuyorum
Uyukluyorum çoğu zaman yolda köyüme gelirken.
Geçiyorum,
Gölgeye kitap okuyorum, yazı yazıyorum,
Sesini dinliyorum kuşların; suyun; ağaçta yürüyen böceğin…
Bazen sabahtan akşama kadar hiç bir şey yapmadan öylece oturuyorum
Ruhumu dinlendirmeyi öğrendim böylece.
Gelen olursa yanıma muhabbet etmeye;
Hayır diyemiyorum artık.
Büyüdük ya artık olmazsa olmaz…
Gizli aşklar bence en güzel duygular
Kimseyi sevemedim ben daha fazla, kendi içimde büyüttüğümden.
Benim de oldu tabii çaktırmadan bakıştığım;
Kendime yakıştırdığım bazen inandığım,
Bazen de inandığıma inanamadığım,
Sonuçta elimde bir şey kalmadı…
Çekingen davranışlar var aynı ortama girildiğinde
Ya da suçlu hissetmek başka birini sevdiğimde…
Büyüdüm oyunlar oynandı ben katılmadım ama
Hiç sevemedim zıplamayı koşmayı vurulmayı atılan topla.
İzlemek daha keyifli geldi her zaman
Çok kızdı bana arkadaşlar ama alıştılar.
Yüzük saklamaca oynadık elleri kızartan
Acıdıkça ellerin daha da hırslandıran,
Şişeler çevirdik akşamları doğruluk cesaret hesabı
Büyüdüm akşamsefaları başladı.
İlk biramı ben köyde içtim ateşin başında,
Canlı müzik bizim çalgıcının saz kucağında.
Kayalarda ellerimizde biralar;
Kimi zaman babamla karşılıklı rakı masasında 
Fonda çalan kırmızı buğday…
Mangal kokusu yayılır tüm köye köfteler yeriz babamın usta ellerinden… 
Hele bir de babamların tayfası varsa doyum olmaz o akşamlara,
Daha önce hiç duymadığım türküler mi söylenmez güçlü seslerden;
Ne sırlar açıklanmaz ki eskilerden.
Kafalar biraz iyi oldu mu aynı türküyü dönüp dönüp söylemeler,
Ağızlarda dolanan diller, gülmeden dinleyemeyeceğin sohbetler...
Büyüdüm dinlemeye başladım eski yaşamları
Üzülmeye başladım o dönemlerde yaşayamamış olmaktan;
Koşamamış olmaktan bir siyasi görüşün peşinden ölümüne…
Gizli işler çevirememiş olmaktan devlete karşı;
Hapishaneye girememiş olmaktan babamınki gibi bir sebepten;
Şiirler okuyamamaktan coşkuyla nazım hikmetin elinden…
Azar işitememekten annemden babamdan 
Duvarlara yazı yazdım diye usulsüz.
Kitaplarımı bulmasınlar diye bahçeye gömemedim ben;
Sevinemedim ben hiç yapılan eylem çok kalabalık oldu diye
Ya da ağlayamadım ben hiç
Savunduğum suçsuz insanlar darağacında can verdi diye.
Heyecanlanamadım hiç polisler etrafımda gezdiğinde.
Hiç bir arkadaşımla tartışmadım ben siyasi bir görüş hakkında
Hatta hiç siyasi görüşüm olmadı benim.
Şimdiki gibi iki uyduruk dergiden ibaret değilmiş o zamanlar bu işler;
Bir avuç adamın bağırması değilmiş o zamanlar eylemler;
Bu kadar kolay dönmezmiş o zamanlar insanlar düşüncelerinden.
Yasak şarkıları dinlemek keyif vermemiş bana
Ya da yasak ilanlar dağıtmak nasip olmamış.
Hayatımda tutunacak bir dalım yokmuş meğer
Benim kendimi adayacağım bir dünya meselesi…
Meğer kaderim de bu günleri büyüklerimden dinlemek varmış
Televizyonlarda filmlerde izlemek.
Yaşadığım huzurlu günlerin değerini bilmek düşmüş bana;
Okuyabildiğim her kitabın dinleyebildiğim her şarkının değerini bilmek.
Ama öyle şarkılar kalmamış önemli olan bunu bilmek.
Hava kalmamış soluyacak o zamanlardan.
Arkadaş kalmamış kollayacak arkasını.
Kim ne derse desin.
İster bana ölümden bahsetsin ister hor görülmekten
Ya da ne bileyim fakirlikten…
Ben o zor günlerin oyuncusu olmak isterdim bu günlerin değil.
Aşkımla o zaman tanışmak isterdim bir dernekte.
Ağaçlara baş harfleri kazımanın anlamlı olduğu zamanlarda sevmek isterdim.
Mektupların geciktiği günlerde postacıya kızmak isterdim
Bir mesaj çekmeye zaman ayıramadı diye ona değil.
Uykularım kaçsın isterdim tehlikeli gecelerde;
Bir suçluyu saklamak isterdim evimde arkadaşım olan.
Fedakârlığın ne olduğunu son raddesine kadar anlamak isterdim.
Para lazım oldu mu yandaşlarıma ne yapıp edip o parayı bulmayı ve helal etmeyi isterdim
Bu günkü gibi beni üç beş kuruşun hesabını yapmak zorunda bırakan insanlarla yaşamayı hiç istemezdim.
Ne olduğunu bilen insanlar arasında yaşamak isterdim 
Böyle her esen rüzgâra kapılıp gidenler arasına değil.




Yazılar yazmak isterdim çocuklarımın okuyup hayran kalacakları; yaşadıklarım hakkında belki daktiloda belki mürekkebe batırarak kalemimi; ama hayalimde yazı yazan adamın,
Parmakları bu bilgisayar klavyesinde değil.